“Bu halk bu demokrasiye layık değil. Bu halkı feshedelim“ – Hüseyin Sevinç yazdı

secim_nutuk

Bu halk bu demokrasiye layık değil. Bu halkı feshedelim“ (*)

Hüseyin Sevinç

 “Hoşgörüsüzlük, bir çeşit şiddettir ve gerçek bir demokratik ruhun gelişmesine engeldir.” (Mahatma Gandhi)

İfade özgürlüğü temel bir haktır, ancak koşulsuz değildir. Şiddeti, karalamayı, iftirayı, hakareti, aşağılamayı, müstehcenliği haklı çıkarmak için kullanılamaz. Konsolide demokrasilerde genellikle, halkı şiddete kışkırtacak, başkalarının saygınlığını asılsız yere zedeleyecek veya ahlak dışı hareketleri teşvik edecek ifadelere yer yoktur. Pek çok demokratik sistem, halkı ırksal veya etnik kökene dayalı şiddete kışkırtan, birey hak ve özgürlüklerine saldıran, nefret içerikli söylemlerde bulunan, seçmeni vereceği oya bakarak tehdit eden konuşmaları yasaklamaktadır.

Demokratik kültürden nasibini almayan seçmenlerin bir çoğu, bu tip ajitatif ve ideoliojik söylemleri alkışlayabilir ama, bunun ileride tarifi zor tehlikeleri, çatışmları bereberinde getireceklerini de hasaplamalıdırlar. Bu söylemleri onaylamak; şu görüş sahiplerinin oy kullanmaları engellenmelidir hatta onların oy hakkı ellerinden alınmalıdır demekten başka bir şey değildir. Tek tip seçmen vurgusunun öne çıkmasını sağlayan veya buna hizmet eden görüş sahiplerini cahiliye döneminin artıkları olarak değerlendirip bir yana koymak dışında zaman harcama lüksümüz yok.

Partimiz size yeterlidir ve partimize oy vermek zorundasınız gibi anti demokratik daha da ötesinde saldırgan ve hegemonyalist bir hayal dünyasıdır bunların dünyası. Çok partili demokratik sistemin aslında boş ve gereksiz olduğunu yüksek sesle söylemekten korkanlar bunu hep yapar veya söyler. Oysa demokrasilerde herkes partisine oy toplama özgürlüğüne sahiptir. Bu herkesin sözlü ve yazılı basını kullanarak, bunlardan faydalanarak kendi görüşlerini ifade etme hakkıdır. Bu hak hiç bir gerekçeyle sınırlandırılamaz, tahakküm altına alınamaz. Yok sayılamaz.

Yazılıp, çizilenlere bakılırsa; bu en temel insani haklar dahi bu günlerde seçim konuşmalarında, meydanlarda, TV programlarında adeta ayaklar altına alınmaktadır.

Başbakan dahi balkondan kendisine kolunu uzattığı kadın hakkında söylemediğini bırakmıyor. Vatandaşın nerede ise kaş-göz mimiklerine dahi müdahale etme hakkını kendisinde bulabiliyor. Başbakanın ruh ve hayal dünyasının buna müsait olduğu biliniyor. Bunda şasılacak bir şey yok.

Demokrasiye, insan haklarına, birey hak ve özgürlüğü meselesine keyfim nasıl isterse öyle yaklaşırım tarzı ile yaklaşamazsınız. İnsanlık bu keyfi tutum ve davranışların sonucu olarak ölümlerle yüz yüzedir. Bu keyfi ve sorumsuz davranışların, insanı insanlıktan çıkaran temel etkenler olduğunu söylememiz gerekmiyor.

Ya demokrasi fedailiğine soyunan, CHP’ne destek veren ya da  oylarınızı verin diyen insanlarımızı şimdiden „hain“ ilan eden kesimlere ne demeli? Aslında burada şaşılacak çok şey var. Bunlar, BDP’ne, HDP’ne oylarını verenlerin; vermek isteyenlerin hain sayılacağını söyleyen CHP’lilere (bunu söyledikleri duymadım ya)  karşı ne derler, merak ediyorum doğrusu. Ben söylersem doğru, sen söylersen yanlış deme şansları yok çünkü. Şayet CHP veya bu yönde başka bir parti için söylenenleri kendilerine normal bir hak olarak görüyorlarsa, aynı söylemi kendilerinden olmayanların BDP, HDP için kullanmaları neden yanlış olsun. Söylenenlere bakılırsa bu hakkı sadece kendileri için hak olarak görüyorlar. Baksana Sosyalist olmakla övünen Sırrı Süreyya Önder dahi şimdiden oyunu alamayacağını tahmin ettiğinden olacak ki, „CHP’ne oy verecek Alevileri cellandına aşık olmakla“ suçladı. Umarım  bu bilinç altında gizlenmiş bir Alevi düşmanlığından kaynaklı değil. Bir sosyalistin bu tip bir saldırgan ve nefret içeren bir söylemde övüne övüne bulunması oldukça ayıp olmalı oysa. Sorun, CHP değil; sorun bunun tersine Sırrı Süreyya’nın bu hakkı kendisinde nasıl bulduğudur. Sorun, CHP’ne oy veren Müslümanlar veya Kürtler için neden aynı ifadeleri (ki aynı oranda yanlış olsa da) kullanmıyor olması. Burada bir problem yok mu acaba? Bildiğimiz kadarıyla üstelik sosyalisterin, düşünce ve fikir özgürlüğünden yana olmaları gerekiyordu. Bilinmeliki, dışındakilerine karşı dayatıcı davranarak, ikna ve saygıdan uzak tehditlerle halktan alınan oyların, seçmene havuç altndan sopa göstererek, korku vererek; zorbaca alınan oyların (kim alırsa asln) hiç bir kıymeti harbiyesi yoktur…

Bilinen o ki, demokrasi bir yaşam biçimidir. O‘na yaşamımızda mutlaka yer vermeliyiz. Demokrasi bir kültürdür. Bu kültüre sahip olmayan ‚ortalama seçmenler’in yanında seçmen iradesine saygılı olmayan adayların, başkanların varlığıdır asıl tehdit edici olan.

Demekki, söylediklerimizin sonuçlarını iyi hesaplamadan ve düşünmeden ağzımızı açmamakta fayda var. İnsan dilinin esiridir derler. Dilimizden çıkanın bir bedelinin olacağını hesaplayarak konuşmalıyız veya yazmalıyız. Kimse, kimsenin babası değildir. Herkesin haddini bilmesidir bir yanıyla demokrasi…

Demokrasiye, insan haklarına, birey hak ve özgürlüğü meselesine keyfimiz nasıl isterse öyle yaklaşırım tarzı ile yaklaşamazsınız. İnsanlık bu keyfi tutum ve davranışların sonucu olarak ölümlerle yüz yüzedir. Bu keyfi ve sorumsuz davranışların, insanı insanlıktan çıkaran temel etkenler olduğunu söylememiz gerekmiyor. Bu söylenenlerin varacağı düzende (toprakta, ülkede, devlette) inanın bugün bunu söyleyenlerin bile yaşama şanslarının olamayağını söylemek için illa da kahin olmak gerekmiyor.

Bilinen o ki, demokrasi bir yaşam biçimidir. O‘na yaşamımızda mutlaka yer vermeliyiz. Demokrasi bir kültürdür. Bu kültüre sahip olmayan ‚ortalama seçmenler’in yanında seçmen iradesine saygılı olmayan adayların, başkanların varlığıdır asıl tehdit edici olan. Oysa demokratik bir sistem için en büyük zorluk, ifade ve toplanma özgürlüğünü korumak ile şiddeti, tehdidi, kışkırtmayı, ötekileştirmeyi, aşağılamayı, kutuplaştırmayı teşvik eden konuşmaları önlemek arasındaki dengeyi sağlamaktır.

Özgür ve adil seçimlerin yaşanması temel zorunluluktur. Oylarıyla insanlar, yaşadıkları ülkedeki politik partilerinin, liderlerinin gelecekteki politikalarının yönünü belirleme tutum ve davranışalarını hayata uygulama olanağı yaratırlar. Bunun için seçimler, gelecekte özgürlüklerin yaşanmasının teminatıdır. Bunun için birer sınavdırlar.

Seçimlerde Alevileri dışlayan konuşmalar yapan, Kürtler’i yok sayan beyanlar ve söyleşiler veren, müslümanları aşağılayan, ötekileştiren; değişik etnik kimliklere karşı saygılı olmayan bir lidere oy vermek; onun bu söyledilerini hükümete veya iktidara geldiğinde kolaylıkla yapmasını onaylamak anlamına gelir. O nedenle seçimlere hakikaten bir sınav gözüyle bakmakta yarar var.

Tabii siyaset düzenbazları yukarıda söylenenleri öyle çok aleni biçimde ifade etmiyorlar ama söyledikleri ve yazdıkları; meydanlarda kullandıkları dil yine de ilerde yaşanacak gelişmelerin ip uçlarını veriyor.

Demokratik toplumlar hoşgörü, işbirliği ve uzlaşma değerlerine bağlıdır. Mahatma Gandhi’nin sözleriyle, “Hoşgörüsüzlük, bir çeşit şiddettir ve gerçek bir demokratik ruhun gelişmesine engeldir.”

Uzatmadan noktalayalım: Tanrı, bizi bu söylem sahiplerinden, diktatörlerden; diktatörlük özlemi içinde yanıp-tutuşan lider ve partilerden korusun‘…

 

(*) Bertolt Brecht’in faşizme yönelik ünlü sözü

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>