Taraflar, tarafsızlar ve aydınlarımız – Hüseyin Dedesoy yazdı

kandinsky_blk-violet0

Taraflar, tarafsızlar ve aydınlarımız 

Dersimli “aydın” olarak, şu memlekette kafa tutmadığınız hiç bir devlet yetkilisi ve görevlisi kaldı mı? Genelkurmayından Başbakanına, Generalinden askeri görevlisine, Emniyet amirinden sivil memuruna, Milletvekilinden bakanına, kısacası devletin en tepesindeki adamdan tutun da, en sıradan bir görevlisine kadar, her kese ama herkese kafa tutmuşsunuzdur. Devletin her türlü kurumunu, kuruluşunu, görevlisini eleştirip, istediğinizi söylemişsinizdir. Hiç bir şeyden korkmadan, sakınmadan, bedeli ne olursa olsun, karşılığında işkence, hapis, ölüm de olsa, doğru bildiğinizden vazgeçmediniz değil mi?

Cesaretiniz, dik duruşunuz, başkaldırı azminiz, yalnızca devletin resmi görevlilerine karşı değildi elbette ki. Düzen partileri dediğiniz yapılanmaların siyasi önder ve liderinden de hiç korkmadan, ağzınıza geleni söylediniz. Onların ne katilliğini, ne faşistliğini, nede düzen yanlısı, halk düşmanlığını bırakıtınız… Herkese, her şeyi söyleme yetkisini bir nevi doğal hak olarak kendinizde gördünüz değil mi?

Bununla da yetinmediniz, kendilerini sol-sosyalist gören, örgüt ve partileri de aynı dozda ve aynı hızla tırpanlayıp geçebildiniz. Çok yüksek perdede, onlara da veryansın ettiniz. Oportünist mi demediniz, revizyonist mi demediniz, reformist mi demediniz, orta yolcu mu demediniz… Marksizm’de ezberlediğiniz ne kadar kavram varsa, hepsini teker teker yüzlerine sayarsınız… Kafanızın basmadığı sosyalist örgüt liderine, söylemediğinizi bırakmazsınız…

Ama, ne zaman ki söz konusu Kürt siyasetçileri olur, ne zaman ki Kürt ulusal hareketinin siyasetini eleştirme, tartışma, yanlışına yanlış deme söz konusu olur, ne zaman ki Kürt milliyetçilerine karşı tavır alma gündeme gelir; işte o zaman, bir çivi gibi olduğunuz yere çakılır kalırsınız! Dut yemiş bülbüle dönersiniz! Birçoğunuzun ağzını bıçak açmaz olur…

Anında, yüz seksen derecelik bir dönüşe geçer, birden çok töleranslı bir aydın oluverip çıkarsınız. İnanılmaz hoşgörülü bir liberal olursunuz. Her türlü farklı düşünceye anlayış gösteren bir düşünür olup çıkarsınız. Kesinlikle politikadan yana olmayan, tarafsız bir yazar, tarafsız bir edebiyatçı, tarafsız bir sanatçı, tarafsız bir aydın olmanın erdemlerinden dem vurursunuz… Bir mum gibi erir, bir pamuk gibi yumuşak olursunuz… Dünyanın en demokrat, en hoşgörülü, en anlayışlı, en tarafsız aydını siz olursunuz..

“Politika yapmak aydının-sanatçının işi değil ve olmamalı” dersiniz. Akıl verirsiniz, öğütte bulunursunuz. Kürt milliyetcilerin politikasını eleştiren aydınları da küçümser, horlar, âdete dışlarsınız. Fazla sert gördüğünüzü, dilini beğenmediğinizi ve sivri gördüğünüz söyler, bu aydınların alehine yürütülen her türlü kara propagandaya, hakarete, saldırıya karşı çıkmak bir yana, söylenenlere alkış dahi tutarsınız. Bununla da yetinmez, bir kaç iftira ve kulp da siz takar, aranızda eğlence konusu yapar, kıs kıs gülüp geçersiniz…

Bu denli bir tersliği, bu kadar açık bir tezatlığı, bu buyutta bir çelişkili kişiliği birarada tutmasını nasıl becerirsiniz bilmem ki, doğrusu bende buna akıl erdiremedim gitti.

Dört tarafı dağlarla çevrili bir Dersim’de, dört tarafı kendisine düşman olan bir Dersim’de, dört bir yanı puşt zulası olan bir Dersim’de, “Dersimcilik” yapmak, Dersim’in özgünlüğünü, özerkliğini, bağımsız örgütlülüğünü ve özgürlüğünü savunmanın, Kırmançki-Zazaki diliyle kimliğini haykırmanın ne kadar zor olduğunu iyi bilirim. Dersim’in Alevi-Kırmanç kimliğini, 1000 yıllık islam kardeşliği, Sünni-Şafii birliği karşısında savunmaya kalkışmanın zorluğunu da bilirim… Osmanlıdan günümüze, onlarca defa işkal edilmek istenilen Jar u Diyarımıza, kutsal topraklarımıza sahip çıkmanın ne kadar zor olduğunu da çok çok iyi bilirim…

Bütün bu sıkıntıları ve bundan daha fazlasını da anlarım, bilirim…

Bugün, (Zazacılık-Alevilik-Dersimcilik) dedikleri Dersim-Kırmanciye kimliğini savunmak, Dersimcilik yapmak, DERSİM FİKRİYATI savunucularının yanında olmanın, her babayiğidin karı olmadığını, bunun zorluğunun ve riskinin ne demek olduğunu, herkesten çok ben bilirim.

Ama, “aydın” sıfatına bürünüp, bağımsız kişi ve önemli şahsiyet rollerine girip, kendilerini “Halkların kardeşliğinden” yanaymış gibi gösterip, Halkların dostluğunu, eşitliğini, birliğini savunanların yanlızca kendileriymiş gibi lansa edip, diğerlerini de bozguncu ve kışkırtıcı sıfatına koymak, içten pazarlıklı, ince hesaplı bir taraflılığın tarafsızlığını yapanları, bu durumu politika haline getirenleri hiç anlayamam ve anlamakta istemem.

Yakın bir süre önce, benim de içinde yer aldığım, Diasporada yaşayan 35’e yakın Dersimli aydın ve şahsiyetin imzasıyla, Dersim Belediye Başkan Adayı Hızır Bahtiyar Aytaç’ın adaylığını destekleyen bir çağrı metni yayınlandı. Daha sonra bu çağrı metni, Türkiye’de yaşayan Dersimli aydın ve yazarın da desteğiyle, imzacıların sayısı 55’in üstünde bir rakama ulaştı.

Dünyanın her yerinde ve tarihin her döneminde, toplumsal değişikliklerin ve dönüşümlerin yaşandığı önemli anlarda, aydınların böylesi kolektif ve toplu tavır aldıkları anlar çok olmuştur. İyi ki de olmuştur, çünkü aydınların veya tanınmış şahsiyetlerin aldıkları bu kolektif tutum ve tavrın kendisi, toplumun diğer kesimlerin önünün açılmasında, aydınlanmasında önemli tarihsel katkıları olmuştur. Yalnızca Avrupa’nın tarihine baktığımızda dahi, birçok ülkede bunun örneklerine rastlarız ve görürüz.

Türkiye’de, yine buna benzer girişimler çok olmuştur. Kürt ulusalcıların son 30 yıllık mücadele tarihinde dahi, bunun sayısızca örneklerine rastlamak mümkündür. Gerek evrensel ve gerekse de ulusal-yerel ölçekte durum buyken, bazı yazar ve sanatçı arkadaşın, 55 Dersimli aydının çağırısına neden gölge düşürmeye çalıştıklarını anlamış değilim.

Sorunun asıl kendisini: Yani, yerel yönetimler ve Dersim Belediyesine aday olan adayların Dersim-Kırmanciye kimliğine, diline, tarihine, inancına, geleceğine bakış acılarını konuşmak, tartışmak yerine, Dersim Belediye Başkan adaylarının kente katkılarını, geleceğe dair projelerini, kentin görünümüne ve ruhuna denk düşen kültürel, sanatsal içerikli öneri ve sunumlarının neler olduğunu sorma, anlama, konuşmak yerine, politik tutumlarda aydınlar taraf mı olmalı, tarafsız mı kalmalı gibi çok arkaik ve komik bir konuyu, tartışma gündemine taşınmasının çok manidar buluyorum.

Şunu da çok iyi biliyoruz: Bugün tarafsızlığı savunan, Belediye başkan adaylar arasında açıktan tarafını belirlemeyen, ya da belirlemek istemeyen “aydın ve sanatçı” konumunda olan bu arkadaşların birçoğu, Belediye Başkanı seçildikten sonra, onun en yakınında yer alacak kişilerin yine bunlar olacaklarını da çok iyi biliyoruz. Bugün piyasada görünmeyen birçok kişi, o gün tribünün en önünde görünmek için, bir biriyle yarışacak kişilerin onlar olacağını, maalesef geçmiş tecrübelerimizde defalarca gördük ve yaşadık.

Hadi buda sorun değil diyelim, gerçekten hiç sorun değil. Daha sonra istedikleri yere çıkıp, istedikleri kişiyle görünsünler, istedikleri türübüne çıkıp, istedikleri platformda yer alsınlar, hiç sorun değil…

Ama,kendi kişisel çıkarlarına milleti daha fazla alet etmesinler, halkın değerlerini hiçe satıp, konumlarının teorisini yapmasınlar, sonra olan herkese olur ve yazık olur, çok yazık olur.

14 Mart 2014

Hüseyin Dedesoy

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>